Hakkımızda

Siz hangi pedogojik yöntemle büyüdünüz? Montessori…
Peki Beethoven hangi yöntemle büyümüştü ya da Einstein? Van Gogh’un annesi Early Learning yöntemini biliyor muydu? Ya da Tolstoy nasıl bir süreçten geçmişti?
Anne baba olduktan sonra bizi saran paniklerden biri de anaokulu seçiminde yaşanıyor. Hangi yöntemle eğitilecek? Hangi okula gidecek? İnanmak istediğimiz kadarına inanıyoruz. Ya da bir süre sonra başkalarının cümleleriyle konuşuyoruz. Şu yöntem buna göre daha iyi! Her çocuk kendine özeldir. Belki de bilmemiz gereken tek cümle bu. Yöntemler ise kalabalık kitleler için bulunup uygulanır.
Eğitim yöntemlerine uyacak, kalıplara girecek diye kaç çocuğun yeteneğinin görmezden gelindiğini, kaç çocuğa ‘çok yaramaz’ denilip kenara ayrıldığını sayabilir miyiz? Her çocuk kendine özeldir… Ve onun özelliklerine göre eğitilir. Bizim yöntemimiz bu. Kimisi oynarken öğrenir. Kimisi yapmak istemez ama izlerken öğrenir. Kimisi çok konuşur, bırakırız konuşsun. Kimi susar, zorlamayız konuşsun. Susmak da bazen ifade etmeye yeter. Kimisi arkadaşlara hemen alışamaz. Asosyal midir yani? Hayır, hazır değildir o kadar. Çocukların motor kaslarıyla, sosyal yeteneklerinin aynı anda ve aynı hızda ilerlemediğini bilirsiniz. Hepsinin bir sırası vardır. Kimisi daha erken yürür, kimisi daha erken konuşur, anlar… Bu durum bütün bir hayatları boyunca sürer. Onlardan her şeyi aynı anda beklemek haksızlık etmek aslında. Çocukların çocukluklarını yaşayabildikleri, kendilerindeki değerlerin keşfedildiği bir system arıyorsanız bizimle tanışmalısınız. Teorik ve kitaplarda yazan yöntemler için sorularınızı yanıtlarız ama o kadar. Biz bu samimiyeti yetiştirdiğimiz çocuklarımızdan alıyoruz. Dilerseniz onlar için hazırladığımız manifestoyu bir okuyun, bizi daha iyi tanıyın.

ÖZGÜR VE MUTLU ÇOCUK MANİFESTOSU!
Kendi çocukluğunuzu düşünün. Daha çocukken sizlerden neler beklendiğini hatırlamaya çalışın.Çocuk olduğunuzun farkında değildiniz ama sizden neler beklendiğini biliyordunuz. Çünkü günde çok defa duyuyordunuz…Ortalığı karıştırma.  İcat çıkarma. Büyüklerin yanında konuşma. Üstünü başını kirletme. Otur ve dinle öyle çok konuşma. Ve daha birçokları. Ve sonunda ne olacaktık? Edepli, ahlaklı dünya tatlısı  sakin çocuklar… “Aman Ayşe mi? Varlığı yokluğu bir, çok tatlı bir kız…”  denirdi. Aynı Ayşe büyüyünce “Niye kendini ezdiriyorsun kızım. Pısırık mısın nesin?” lafını yine aynı biz söylerdik.

ÇOCUKLAR, ORTALIĞI DAĞITSIN!
Karıştırırken objeler tanınır. Yeni tanınan objeler, nerelerde kullanıldıkları da öğrenildiğinde hayata dair bilgiler şeklinde kullanılmaya başlarlar. Hatta küçük yaşlarda hayal gücü çok güçlü olduğu için objeler hiç kullanılmadıkları şekilde pratik ve etkili yeni roller kazanılabilirler. Tehlikeli olmadığını düşündüğünüz ama sizin kullandığınız bir objeyi çocuğunuza verdiğinizde onun yaratıcı yeni kullanımlarla size döndüğünü göreceksiniz.

İCAT ÇIKARMA. KEŞKİ HER GÜN BİR İCAT ÇIKARSAK.
Öyle bir toplum ki, icat çıkarma denerek büyümüş. Sonra Japonların, Avrupalıların buluşlarını tüketir, acaba yeni ne üretecekler diye bakar olmuşuz. Çocuklar yaratıcılıklarının zirvesinler anaokulu yaşlarındayken… İcat çıkarsınlar… Hem de hep. Bunu desteklemek için elimizden geleni yapıyoruz. Bizim yaptıklarımızı değil, bizim aklımıza bile gelmeyenleri yapsınlar.

BAHÇEDE TOHUM EKSİNLER, KENDİ DOMATESLERİNİ BÜYÜTSÜNLER.
Bizim kocaman bahçemiz var. Çocukların istediklerini ekip yapabilecekleri alanımız da var… Üstlerini başlarını kirletsinler. Ne var yani. Kapalı ortamda isteseler de üstlerini kirletemezler. Büyüyünce zaten hayat bir masanın etrafında ya da 4 duvarın içinde geçmiyor mu? Sokaklarda hep panikle bir yerlere koşturmak için gezmiyor muyuz? E, küçükken üstlerini kirletecekleri, arkadaşlarıyla oynayacakları, çiçek ekip dikecekleri, hayvanları tanıyacakları, diledikleri gibi çığlık atacakları, kendilerini bulacakları bir bahçede zaman geçirmeyecekler de ne yapacaklar?
ÇOK KONUŞSUNLAR! ÇOK SORSUNLAR!